boşanma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
boşanma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekim 20, 2010

Mutlu İlişkilere Dair...




Son 10 yıl içerisinde yapılan araştırmalar, ülkemizde evliliklerinin % 50 sinin ilk 5 yıl içerisinde bittiğini, ilk 1 senede biten evliliklerin ise giderek arttığını gösteriyor. Biz de bu durumu Ekim ayında Psikoloji İstanbul’un davetlisi olarak Türkiye’ye gelen evlilik ve ilişki alanındaki dünyaca ünlü uzman Dr. John Gottman’ a sorduk.Dr. John Gottman,mutlu ilişkileri inceleyerek elde ettiği formülleri ve ilişki, evlilik ve boşanma ile ilgili merak edeceğinizi düşündüğümüz sorularımızı yanıtladı.


Evliliklerin yaklaşık % 50’si neden başarısızlıkla sonuçlanıyor. Bu durumu çiftlerle ilgili çalışmaların duayeni olarak nasıl açıklıyorsunuz?

İlişkinin en başlarında güvenle ilgili oluşturulması gereken pek çok alan var. İnsanların kafasında ilişkisine dair pek çok soru var. Ona arkadaşım olarak güvenebilir miyim? Hayal kırıklığına uğradığımda beni dinlemesi için ona güvenebilir miyim? Bir partner olarak, ev işlerini paylaşırken, zor zamanları paylaşırken ona güvenebilir miyim? Bu insan bana saygı gösterecek mi? gibi esası güvene dayalı olan sorular soruyor.

Güven ile ilgili bu bilgiler, çoğu zaman tartışmalar sayesinde oluşuyor. Bu alanları tartışmalar aracığı ile netliyoruz. Biz, ilişkinin ilk aşamalarında insanların yaşadığı en büyük dönüşümü “ben” den “biz” e geçiş dönüşümü yani “takım olabilmek” olarak adlandırıyoruz. Bu süreçte, yani ilişkinin ilk başlarında yaşanan yoğun tartışma ve anlaşmazlıklar ise güven oluşturmak yerine güveni yok ediyor.

Boşanmayı Gerçekten Tahmin edebiliyor musunuz?

Boşanmayı ya da tehlike sinyallerini çiftler anlaşmazlıkları ile ilgili konuşmaya başladıkları ilk 3 dakikada anlıyoruz. İlişkilerinde yaşanacak problemleri çözemeyecek olan çiftler ya da nasıl çözeceklerini bilmeyenler hemen anlaşılabiliyor. Bu kişiler genelde kendilerini daha fazla düşünen, savunucu bir yapıya sahip, problemin karşı taraftan kaynaklandığını söyleyen, ve dolayısıyla karşı tarafın kişiliğini değiştirmek zorunda olduğunu belirten kişiler oluyor. Eşimin terapiye ihtiyacı var diyen, ben mükemmele yakın davranıyorum ama eşimin karakteri ile ilgili değiştirmesi gereken pek çok şey var diyenler oluyor..
Eleştiri ve birbirlerine saldırıyı yoğun olarak yapan çiftler için de aynı şey geçerli. Saldırgan biçimde eleştirilmek insanların savunmacı davranmalarına neden oluyor. Kişi fizyolojik olarak yüksek düzeyde uyarılıyor. Böyle olduğunda tartışmaları başarı ile yürütmek ve sonlandırmak imkansız bir hale geliyor. Çok kısa bir süre sonra da bu eleştirel olumsuzluk hali, tartışma olmayan ortamları bile kapsar hale geliyor. Dolayısıyla bu ilişkinin geleceğini kolayca tahmin edebiliyorsunuz.

Diyalog kurmak, çiftlerin normal olarak yaşadıkları çatışmaları yara almaksızın yaşamalarını sağlamakta. Mutlu çiftlerin dahi yaşadığı çatışmaların % 69’u zaten hiç çözümlenmiyor. Bu nedenle diyalogun önemi çok büyük. Bu çatışmalarla ilgili diyalog kurabilmeleri önemli. Mutlu çiftler bunu iyi başarıyorlar. Önemli olan bireylerin ilişkileri mutlu bir şekilde sürdürebilmeleri için gereken becerileri edinebilmeleri. İlişkilerde çatışmaların yaşanması kaçınılmazdır ve aslında insanların birbirlerini tanımaları ve yakınlaşmaları sürecinin de bir parçasıdır.


Kitabınızda, yıkılan ilişkilerde yapılan iletişim hatalarından yoğun olarak bahsediliyor. İletişimde hata yapmamak nasıl mümkün olabilir?

Hemen herkes diğerleri ile iletişim kurarken hatalar yapar. İyi biliyoruz ki her ilişkide pişmanlıklar var. Mutlu ilişkilerde, yani işlerin gayet yolunda gittiği durumlarda dahi kişilerin “Keşke böyle davranmasaydım” dediği durumların var olduğunu ve bunun kaçınılmaz olduğunu gösteren matematiksel kanıtlar var. Temel bir iletişim hatası olarak söyleyebileceğimiz şeylerden biri şu: ilişki ustalarının “aşağılama”dan uzak durduğunu biliyoruz. Ama yine de iletişim sırasında onlar da pek çok hata yapıyor. Ancak ilişki ustaları yapılan hataları iyi telafi ediyor, tamiri iyi yapıyorlar. Yaptıkları olumsuz davranışın sonucunu etkin biçimde tamir ediyor ve ilişkinin uçuruma gitmesini önleyebiliyorlar. Geçmiş duygusal yaraları etkin biçimde sarıyorlar. Bunu sağlayan temel faktörlerden birinin aralarındaki ilişkinin, yakınlığın ve arkadaşlığın kalitesi olduğunu biliyoruz. Mutlu bir ilişki için, çift arasında işe yarayan, kaliteli bir arkadaşlık, yakınlık söz konusu olmalı. İlişkide halihazırda yeterli bir olumluluk olduğunda, işler yolunda gitmediğinde dahi, onarma girişimleri karşı taraf tarafından kabul ediliyor ve iyileştirmek de daha kolay oluyor. Pek çok kişi iyi iletişim kurmuyor ama onarma girişimleri başarılı oluyor.


Peki çiftler, ilişkilerini nasıl koruyabilirler? Özellikle nelere dikkat etmeliler?

İlişkilerin gerçekten mutlu bir şekilde yürümesi için 3 alana odaklanmamız gerekiyor. Birincisi arkadaşlık ve yakınlık; İkincisi tartışmaları yapıcı bir biçimde yapmak. Tartışma her ilişkide kaçınılmaz bir durumdur fakat yapıcı ve birbirinize yakın olabilirsiniz. Üçüncüsü ise birlikte bir “ortak anlam” ve “amaç” geliştirebilmektir.Birbirinin yaşam hayallerine inanmak ve onlarla gurur duymaktır. Dolayısıyla biz enstitümüzde bu üç alan ile çalışıyoruz.
Arkadaşlık ile ilgili çok spesifik olarak çalışıyoruz. Arkadaşlığı araştırmalarımızda spesifik olarak tanımlayabiliyoruz. Birbirini tanımak, ilişki haritasını oluşturmak, saygı duymak, sevgi ve şefkat göstermek, hayranlık duymak ve bunu ifade edebilmek de çok önemli. Sonuç olarak, partnerinin ihtiyaçlarını karşılamak için gerekenleri bilmek ve böylelikle bu ihtiyaçları karşılamakla ilişkinizi koruyabilirsiniz…


Tüm bunlar çok mantıklı görünüyor. Bunları anlattığınız çiftler de tabi ki size hak vereceklerdir. Ancak uygulama nasıl sağlanabilir? Biz bunu yapamıyoruz diyebilecek çok sayıda çift var.


Maalesef hiçbir toplumda insanların bunları öğrenebilecekleri bir kurum, bir durum ya da zaman aralığı yok. Bu bilgiler okullarda öğretilmiyor. Üniversitelerde söz edilmiyor. Hatta evlilik merciini önemseyen dini kurumlar, kiliseler, camiler, sinegoglar dahi bu bilgileri anlatmıyor. Evlenmek isteyen kişilere, “gelin sizi bir eğitime alalım ki, ilişkiniz iyi gitsin” denmiyor. Bu bilgileri öğrenebilecekleri yerler, ancak bizimki gibi danışmanlık merkezleri olabiliyor. Bu nedenle de aslında odaklanmamız gereken, insanların bu becerileri, daha çocukluktan itibaren öğrenmelerini sağlayabilecek bir sistem kurabilmek. Türkiye’de bizim eğittiğimiz çok az sayıda uzman var ve bu kişilerin davetlisi olarak İstanbul’a geliyoruz. Dileriz bir dizi eğitimden sonra, Türkiye’ye de bu bilgileri paylaşabilecek ve değişimi sağlayabilecek çok sayıda uzman sağlamış oluruz.


Öğrenmek için artık çok mu geç?

Herkesin her zaman öğrenebileceğini düşünüyorum çok karmaşık bir şey değil. Bir insanı anlamaya çalışmanın, ona sorular sormanın, onun yanıtlarını takip etmenin, o insanla ilgilenmenin, kişisel farklılıkları fark etmenin de çok karmaşık olmadığını düşünüyorum. Onu beğendiğinizde, keyifli bir zaman geçirdiğinizde, ona minnettar olduğunuzda bunları sadece düşünmek yerine düşüncelerinizi dile döküp ifade etmek hiç de zor değil..


Mutluluk Ne Kadar Önemli? Kadın ve Erkek Arasında Bu Konuda Bir Fark Var Mı?


İlişkilerde mutluluk oldukça önemli. Özellikle kadınlar için çok önemli. Erkekler için kadınlarınki kadar kritik değil. Çünkü erkekler kadınların mutlu mu mutsuz mu oldukları ile ilgili bilgisizdirler. Dolayısıyla kavga yoksa onlar için bir sorun yok ve her şey yolunda demektir. Cinsel hayat yolunda gidiyorsa her şey yolundadır. Dolayısıyla bize de % 80 oranında konuyu kadın getiriyor ve “bunu halletmemiz lazım” diyor.

Araştırmalara göre kadınlar eşlerinin taleplerini karşılamakta daha başarılı ve daha yapıcı bir tutum sergilerken, erkekler eşlerinin taleplerini kabul etmekte ve değişmekte daha çok sıkıntı yaşamaktadırlar. Kadınlar evlilikle ilgili sorunlarını ve eşlerinden beklentilerini daha çok ortaya koymakta ve bu konuda tartışmak ve çözüm üretmek konusunda daha istekli görünmektedirler. Eşlerinin bu taleplerini dikkate alan ve kendilerini bu anlamda esnetebilen erkeklerin evlilikleri, diğerlerine oranla daha uzun sürmekte ve daha mutlu bir birliktelik yasamaktalar.

Bugün çiftler, eski kuşaklardan farklı olarak, daha çabuk vazgeçiyorlar sanki ilişkilerinden. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?

İnsanlar son yıllarda bir ilişkiye başlama ve bağlanma konularında daha fazla sıkıntı yaşıyor. Evlilik yaşı da buna bağlı olarak artıyor. İnsanlar evlenme konusunda daha isteksizler, daha fazla birlikte yaşamayı ama o imzayı atmamayı tercih eden çift var. Artık lezbiyen çiftler, heteroseksüellere göre daha fazla evlenmek için birbirlerini zorluyorlar. Ama bana sorarsanız bu değişimler, güzel değişimler. En azından artık kadınların büyük bölümü istismara uğradığı bir ilişkide kalmak zorunda olmadığını, ayrılmak gibi bir şansı olduğunu biliyor. Ve asıl sağlıklı olan da bu. Erkekler de artık sadece geçim sağlamanın yeterli olmadığını görüyor. Karşısındaki kişiye destek olan, onun için bir yol arkadaşı, iyi bir baba, iyi bir eş olması gerektiğini bilen ve buna göre davranmaya çalışan erkeklerin oranı geçmiş yıllara göre çok daha fazla.

Değişimle ilgili söylenebilecek belki tek kötü şey, ekonomik sıkıntılar nedeniyle, ilişkinin üstüne binen yükler. Çoğu çifte baktığımızda her iki bireyin de çalıştığını görüyoruz. Bu durum özellikle çocuk doğduktan sonra ilişki üzerine inanılmaz yüksek düzeyde bir stres yüklemesine neden oluyor. Çocuk yetiştirme görevi, özellikle Amerikan toplumunda yoğun olarak rastlanan alkol ve madde bağımlılığı da eklendiğinde son derece karmaşık bir süreç haline geliyor. Çiftler kesin olarak ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Bu nedenle kolay pes ettiklerini düşünmüyorum. Sadece ilişkiler üzerindeki baskı ve stres faktörleri eskiye göre daha yoğunlaşmış durumda.





Bu Röportaj, Marie Claire Dergisi Ekim 2010 Sayısında Yayımlanmıştır.



Paylaş

Mayıs 28, 2010

Bütün Aldatmalar Eşit mi? Aldatma Eğilimleri….



Aldatma pek çok insanın düşündüğü gibi az rastlanan ya da sadece erkeklere özgü bir olgu değildir. Evliliklerin üçte birinin aldatma ile karşılaştığı bir dünyada yaşıyoruz. İstatistikler kadınların erkeklere aldatma konusunda ne kadar yakınlaştıklarını gösteriyor. Son zamanlarda internet üzerinden aldatma da oldukça yaygınlaştı ve evlilikler için büyük bir tehdit oluşturmaya başladı. Şunu bilmek lazım ki pek çok toplumda evlilik dışı ilişki sanıldığından daha yaygın ve evlilik bununla yaşamayı öğrenmeye başlıyor gibi…

Sizin Aldatma Eğiliminiz Hangisi?

Yapılan araştırmalar her aldatmanın birbirine benzemediğini ve aldatan insanların farklı eğilimleri olduğunu göstermektedir. Araştırmaların şimdiye kadar saptadığı bazı aldatma eğilimleri şunlardır.


Çatışma Engelleyen Aldatma; Evliliğinde yoğun olarak çatışma yaşayan bireylerin buna engel olmak için aldatma yolunu seçtikleri aldatma eğilimi.

Yakınlık Aldatması; Eşi ile duygusal yakınlığı azalan bireylerin başka biri ile yakınlık kurmaları ve eşlerini aldatmaları.

Bireysel (Varoluşsal ya da Gelişimsel) Aldatma; Orta yaş bunalımı, yaşlanma korkusu,boşluk,depresyon gibi nedenlerle aldatmanın gerçekleşmesi.

Seks bağımlılığı; Seks bağımlılığı dürtü kontrolünün azalmasına bazen yok olmasına sebep oluyor. Bunu tatmin etmek için sürekli olarak seks yapma arayışı içinde olmak ve eğer bir ilişki içindeyseler eşlerini aldatmaları.

Kısa Süreli Aldatma; Bu daha çok bir gecelik ilişkiye giren aldatma türü.Anında oluyor.İnsan doğru zamanda doğru (yanlış) yerde olduğunda oluyor. Genellikle,sarhoş olma hali, bir dürtü veya merak sonucu oluyor.

Güvenli Yer Peşinde Koşan; Bazı bireyler kendilerini güvensiz hisseder, bunu yenmek ve kendileri ile ilgili bir onay alabilmek için ilişkiye girerler. Daha çok narsistik ve dürtü kontrolü olmayan bu bireyler aldatmaya yakın durabilir.

İntikam Amacıyla; Bazen eşlerden biri aldattığında diğeri de intikam almak, cezalandırmak amacıyla aldatabilir.

Tatmin Etmeyen Evlilik; Bu tarz aldatma kötü bir iletişim, yakınlığın bulunmaması, desteğin ve cinselliğin olmadığı ilişkinin sonucunda var olabilir.

Aldatma Çıkışı; Aldatma çıkışı yapan kişiler genellikle ilişkilerini sonlandırmakta zorlanan kişilerdir ve ilişkiyi bitirmek amacıyla için aldatmayı deneyebilirler.

Paralel Yaşamlar; Bu aldatma eğiliminde ilişki çok uzun sürelidir. Hem evlilik hem de ilişki uzun süre devam eder. Bu evlilik dışı ilişki bir şekilde evliliği bitirmez hatta evlilik için de iyi bir ortam yarattığı bile olur. Bazı durumlarda eşin aldatıldığını bildiği, tolerans gösterdiği bile olur.

Online Aldatma; Online aldatma internetin, akabinde online flört ve pornografinin yayılması ile hızla yaygınlaştı. Bazı görüşler ulaşılabilirlik, gerçek bilgilerini gizleme şansı ve bağımlılık ile beraber online aldatmanın ilişkiler için büyük tehdit oluşturduğunu düşünüyor.

Rızaya Dayalı Evlilik Dışı Cinsel ilişki: Bazı evlilik dışı ilişkiler evliliğin içinde var oluyor ve eşler buna rıza gösterebiliyor. Bu evlilikler aynı zamanda açık evlilik olarak da tanımlanmaktadır.

Yazan:Uzm.Psk.Özge Altan Aytun


Paylaş

Nisan 22, 2010

Boşanma Mitleri ve Araştırmalar



Araştırmalar boşanmanın en geçerli nedenlerini çiftler arası iletişimde, çatışma çözümlemede, cinsellik ve yakınlıktaki bozulmalar olarak gösteriyor. Araştırmalara rağmen herkesin boşanma ile ilgili bir fikri var. Bu yaygın görüşlerin bir kısmı hiçbir gerçeklik taşımazken bir kısmı da gerçeklik içeriyor.

Erkekler Marstan Kadınlar Venüs’ten. Bu gerçekçi olmayan görüşlerden biri..Eğer böyle olsaydı çiftlerin boşanma oranı % 100 olurdu..

Eşitlik İlkesi bozulur; Kısaca evlilikte eşitlik ilkesi ” Sen bunu benim için yap ben de senin için bunu yapacağım”dır. Yani davranış alışverişi.. Eğer eşiniz sizin için yeterli miktarda iyi şey yaptıysa, onun için aynı sayıda iyi şey yapabilirsiniz. Evet mutlu olmayan çiftler böyle bir alışverişle uğraşmazlar ama çok net olan şu ki mutlu çiftler de asla böyle bir hesapla uğraşmıyorlar.

Düşük ya da Yüksek Beklentiler; Mutlu çiftler de mutsuz çiftler de evlilikleri ile ilgili düşük ve yüksek beklentiler taşıyabilirler. Mutsuz çiftlerin boşanma nedeni göstermek için düşük ve yüksek beklentilerden daha fazlasına ihtiyaçları var.

Kilit Problemleri Çözerken Başarısız Olmak; Boşanmak için güzel bir neden.. Ancak araştırmalar mutlu çiftlerin % 69’unun önemli olarak gördükleri sorunlarına bir çözüm bulamadıklarını ve bu problemlerle karşılaştıklarında uzlaşmaya ve uyumlu kalmaya çalıştıklarını gösteriyor.

Aldatmaaaa.. Evet bu gerçekten önemli bir boşanma sebebi. Ama aldatmanın kendisinden çok sonucunda oluşan ve evliliğin temel taşlarını yerinden oynatan güven, yakınlık azalması ve çatışmanın artması gibi nedenler boşanmaya sebep oluyor.

-Evli erkeklerin % 20-25’i en az bir defa eşini aldattığını söylüyor.

-Çift terapistlerinin raporuna göre mahkemeye taşınan çift problemlerinin %50 sini aldatma oluşturuyor. (AAMFT).

-İlk defa boşanmaların % 90’ı aldatma nedeniyle oluyor, bu aldatma evliliğin son yılında yaşanmış olup ve boşanma sürecinde genellikle gizleniyor.

-Uzlaştırma uzmanları aldatmanın % 20-25 oranında bir boşanma nedeni olduğunu ama % 80 oranla yakınlığı bozduğunu ve bu nedenle boşanma olduğunu söylüyor.

-1970 lerde erkelerin % 70’i kadınların ise % 40’ı aldatırken, son dönem çalışmaları bu oranın erkekler ve kadınlar için % 45 ile eşitlendiğini gösteriyor. Boston’da bir hastanede yapılan bir çalışmaya göre yeni doğan bebeklerin % 30 u biyolojik olmayan babalarına merhaba diyor.

- Çiftlerin % 25’i cinsel ilişkinin olmadığı “duygusal aldatma” yaşıyorlar (örn; internet ilişkileri) Bu çiftin duygusal yakınlığını bozuyor.

Boşanma aileden aileye geçiyor. Bazı araştırmalara göre boşanma bir miras gibi ailelerden çocuklara aktarılıyor.

-Ebeveynleri boşanmış olan çiftlerden % 40’ı of eninde sonunda
boşanıyor(diğer bir deyişle Ebeveynleri boşanan çocukların yalnızca % 36 sı mutlu bir evlilik sürdürüyor).

-Ebeveynleri boşanmamış olan çiftlerin % 80’i evli kalırken sadece % 9 luk bir kısmı boşanıyor. (Diğer bir deyişle Evliliği süren ailelerin çocuklarının % 73 ünün evliliği devam ediyor).

-ABD’de ebeveynleri boşanmış kadınların evlenmeme oranı % 40 iken Ebeveynleri evliliğini sürdürmüş olan kadınların evlenmeme oranı % 15.


Boşanma Araştırmalarına göre..


-0-4 yıl arası evliliklerde, eğer eşlerden kadın olanın ailesinde boşanma varsa çiftin boşanma ihtimali % 87, eğer eşlerden ikisinin de ailesinde boşanma varsa bu ihtimal % 620 oluyor.

-5-10 yıllık evliliklerde, eğer eşlerden kadın olanının ailesinde boşanma varsa çiftin boşanma ihtimali % 41, eğer eşlerden ikisinin de ailesinde boşanma varsa bu ihtimal % 160 oluyor.

-11 yıl ve üstü evliliklerde, çiftlerin ailelerinin boşanma geçmişi olması çiftin boşanmasını etkiliyor görünmüyor.

Tutumlar çiftler arası kişisel problemlere dönüşüyor...

Ebeveynleri boşanmış olan çiftlerin kişisel problemlere sahip olması (kolayca öfkelenmek, kıskanç olmak; para yönetimi becerilerinin düşük olması, aldatmak) ebeveynleri boşanmayanlara göre çiftin boşanma ile karşılaşma ihtimalini iki kat daha fazla arttırıyor.

Uzm. Psk. Özge Altan Aytun

Referanslar
John M. Gottman. What Predicts Divorce.
Robert W. Levenson & John M. Gottman. Rebound for Marital Conflict and Divorce Prediction. Family Process Vol. 38, No. 3, pp.387-292.





Paylaş

Mart 24, 2010

Mahşerin 4 Atlısı



Evlilik ve boşanma araştırmalarının duayenleri Dr. John ve Julie Gottman, evli çiftlerin birbirleriyle iletişim halinde olduklari 10 dakikalik bir video izleyerek, yeni evli çiftlerin gelecek 6 sene içinde evli kalacağını ya da bosanacağını %91 gibi bir basarı oranıyla tahmin edebiliyorlar. Peki Gottman'lar evliliğin devam edip etmeyeceğini nasıl bu kadar yüksek bir oranla tahmin edebiliyorlar? 30 yılı aşkın bir suredir yürüttükleri araştırmalara göre evliliğin mutlu gitmesini sağlayan en önemli faktor eşlerin birbirlerinden etkilenebilmeleri.

Araştırmalara göre kadınlar eşlerinin taleplerini karşılamakta daha başarılı ve daha yapıcı bir tutum sergilerken, erkekler eşlerinin taleplerini kabul etmekte ve degismekte daha cok sikinti yasamaktadirlar. Kadinlar evlilikle ilgili sorunlarini ve eşlerinden beklentilerini daha cok ortaya koymakta ve bu konuda tartışmak ve cözüm üretmek konusunda daha istekli görünmektedirler. dikkate alEşlerinin bu taleplerini an ve kendilerini bu anlamda esnetebilen erkeklerin evlilikleri, diğerlerine oranla daha uzun sürmekte ve daha mutlu bir birliktelik yasamaktalar.

Gottman'lar evliliklerde yasanan problemlerin ya da çatısmaların asıl sorun olmadığını, her evlilikte yaşanabilecek bu tür anlaşmazlıkların evliliği yıkmadığını göstermektedir. Asıl önemli olan, yaşanan sorunlarla nasıl başa çıkıldığıdır. Eşlerin tartışmalar sırasında yaşadığı öfke, kızgınlık, kırgınlık gibi duygularin aslında evliliği bitirici etmenler olmadığı, bunlardan ziyade Gottman ların "Mahşerin 4 Atlısı" diye tabir ettigi tartışma sırasında eşlerin sahip olduğu 4 tutumun evliliğin bitimine yol açtığı görülmüstür. Bu tutumlar aşağılama, eleştiri,sürekli savunma halinde olma, ve duvar örme/uzaklasma olarak adlandırılabilir. Tartışmalar sırasında ya da sonrasında bu tutumları takınan çiftlerin boşanma oranının diğer çiftlere nazaran çok daha fazla olduğunu görülmüştür. Çiftler, eğer bu özelliklerini değiştirebilirse tartışmalar yıkıcı olmak yerine yapıcı olabilir ve aslında ilişkiyi güçlendiren bir faktör halini alabilir.



Aşağılama

En büyük negatif duygu aşağılanma. Eğer ilişkide aşağılama varsa, ilişkiyi kurtarmak neredeyse imkansız. Saygı olmayınca, ilişkinin temeli çok zayıf kalıyor.
Aşağılama kişinin direk kimliğine ve var oluşuna zarar veriyor. Verilen mesaj açık: sen sadece ilişkimizde kötü değilsin, sen tek başına kötüsün. Bu durumda çiftler ayrılsa bile, kişinin özgüvenine verilen zarar yıllarca etkisini sürdürüyor.

Eleştiri

Eleştiri, sürekli hata bulma ve yargılama davranışı. Davranışlarından ziyade, kişinin karakteri ve kişiliğini eleştirme.Kişi kendisinde bir sorun olduğunu düşünüyor ve ilişkiden kendini kurtarmanın yollarını arıyor.
Kendisinin takdir edilmediği ortamlardan uzaklaşıp, takdir edildiği ortamlara gidiyor. Kendisini işe yaramaz hissediyor.

Sürekli Savunma

Ayrılığı getiren diğer davranış da çiftlerin karşı tarafı anlamaya çalışmadan, sürekli kendilerini savunması. Her davranışa bahane bulmak, kendi davranışlarını sürekli rasyonelleştirmek, karşı taraf fikrini söylediğinde “sen bunu daha çok yapıyorsun” deyip oku ona çevirmek, karşı tarafı dinlemeden kendi fikrini söylemek savunma davranışları arasında yer alıyor.


Duvar Örme

Duvar örme, tehlikeli gibi görünmese de en tehlikelilerinden bir tanesi. Bir taraf endişesini söylediği zaman, kişi karşı tarafı tamamen yok sayıyor ya da konuyu başka tarafa çeviriyor.“Karşı tarafa sen değersizsin” mesajını veriyor.

Referanslar
Gottman, J.& Siver, N.(1999).The Seven Principles for Making Marriage Work: A Practical Guide from the Country's Foremost Relationship Expert.

Uzm.Psk. Çiğdem Yumbul

Paylaş

Mart 14, 2010

Mutlu İlişkiler Nasıl Gerçekleşir?







Daha Erken Yardım Arayışı. Problemli ilişkileri olan çiftler profesyonel yardım almak için en az 6 yıl beklemektedirler. (Problemli evliliklerin yarısı ilk 7 yılda sonlanmaktadır). Bu da bize çiftlerin uzun zaman mutsuz yaşadıklarını ve yardım almakta çoğunlukla geç kaldıklarını göstermektedir.

Bütün Taşları Dökmek. Araştırmalar, eşler birbiri ile tartışırken aklına gelen her şeyi söylemekten kaçınanların istikrarlı olarak en mutlu olanlar olduğunu göstermektedir.

Yumuşak Tartışmalar. Çiftler arasındaki tartışmaların başlamasının ilk sebebi çoğunlukla, çiftlerin çatışma yaşadıkları konuda konuşurken eleştirilerini yüksek sesle yapmalarıdır. Eleştirileri daha yumuşak bir ses tonu ile ve karşı tarafı suçlamadan yapmak tartışmaların kavgaya dönüşmesine engel olmaktadır.

Esnek Planlar. Araştırmalarda, kadınların planlarını eşlerinin programlarına göre değiştirmekte daha esnek ve rahat olduğu, erkeklerinse bunu yapmakta zorlandıkları bulunmuştur. İlişkide tarafların ne kadar esnek olabildiği evliliğin başarısını büyük ölçüde etkilemektedir.

Prensip Sahibi Olmak. Araştırmalara göre mutlu çiftler ilişkide bazı prensiplere sahiptirler. İlişkisinde çok mutlu olan çiftlerin yeni evli ya da birbirlerine yeni aşık olmuş olsalar bile birbirlerinden gelecek incitici ya da rencide edici en ufak bir davranışı kabullenmedikleri görülmüştür. İlişkinin başından itibaren kötü davranışlara karşı düşük toleransı olmak, uzun vadede mutlu bir ilişkinin göstergesidir.

1’e 5 Kuralı. Mutlu bir ilişkide çiftler birbiri ile tartışırken negatif bir cümle sarf ettikten sonra birbirleri ile ilgili en az 5 tane olumlu cümle kurmaktadırlar. Partnerinize 1 negatif şey söylediğinizde bunu düzeltmek için arkasından 5 tane olumlu cümle söylenmesi gerekiyor. Araştırmalara göre mutsuz giden ilişkilerde bu oran 1 e 8 e çıkmaktadır.

Bakım Onarım Çalışmaları. Başarılı çiftler büyük tartışmalardan nasıl çıkacaklarını iyi bilmektedirler. Mutlu çiftler tartışma kontrolden çıkmadan olumsuz durumu nasıl onaracaklarını iyi bilirler. Mutlu çiftlerin tartışma sırasında yaptığı başarılı müdahalelerden bazıları; tartışma konusunu alakasız bir konu ile değiştirmek, espri yapmak, bu durumun karşı tarafı ne kadar zorladığını anladığını söylemek, tartışmayı “bu bizim problemimiz” vb diyerek ortak bir noktaya çekmek, teslim olmak yani iddiasından vazgeçmek (zaman zaman bütün karşılaşmalarda olduğu gibi taraflardan birinin kazanması gerekebilir), eğer çok ateşli bir tartışma ise 20 dk gibi bir süre ara vermek ve sakinleşince tekrar bu konuda konuşmaya karar vermek.

Yatağa Öfkeli Girmek. İnsanlar yatağa öfkeli olarak gitmenin yanlış bir inanç olduğunu düşünmeye alışmıştır. Çiftler üzerindeki araştırmalar, özellikle geceleri duygusal çatışmalarda fizyolojik olarak insanların kalp atışlarının yüksek olduğunu ve iletişim kurabilmeleri için konsantre olamadıklarını göstermektedir. Araştırmalar sakinleşene kadar tartışmaya devam etmek yerine ara verilmesinin yararlı olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, tartışmaya sabah daha sakin bir kafa ile devam etseler daha faydalı olacaktır.

Mutlu İlişki İstatistiği. İlişki uzmanı John Gottman’ın araştırmalarına göre evliliklerin bitmesinin sebeplerinden % 80 lik bir oranı olumlu duyguların ve yakınlığın eksikliği, % 40 nı ise şiddetli tartışmalar özellikle de bu tartışmalarda eleştirel, savunmacı olmak ve küçümsemek oluşturmaktadır.

İlişkide olumlu bir atmosfer yaratmak ve "ilişki bankası"na sürekli yatırım yapmak mutlu bir ilişkinin formülüdür..

Gottman, J.M. (1996). What predicts divorce: The measures. Hillsdale, NJ: Lawrence Erlbaum Associates.
Gottman, J.M., Clifford, I.N. (2000). Observing marital interaction. Journal of Marriage and the Family.

Yazan: Uzm. Psk. Özge Altan Aytun



Paylaş

Mart 12, 2010

Evlenince Geçmiyor...

İki insan tesadüfi ya da değil karşılaştı ve birbirlerinden hoşlandılar. Bundan sonraki aşamalarda nelere dikkat etmelidir? Kişi ne yaparsa karşısındakini daha iyi tanıyabilir?

Psikolog Özge Altan: İnsanların karşısındaki insanı etkilemek için, olduğundan farklı görünme eğilimi vardır. Yeni bir ilişkide iki taraf birbirini etkileyebilmek için olumsuz görünebilecek taraflarını gizleyebilirler. Bu bir süre işe yarayabilir fakat sonunda ortaya çıkan gerçekler ilişkiyi olumsuz etkileyebilir. Çiftlerin birbirlerine en başından itibaren açık olmaları, kendilerini oldukları şekilde tanıtmaları, ilişkinin ilerki safhaları için daha iyi olacaktır.

Evlilik öncesinde insanın evleneceği kişinin doğru kişi olup olmadığından emin olmasının yolları var mı?

Psikolog Özge Altan: Bu konuda %100 emin olmak mümkün olmayabilir ama evlilikte dikkat edilmesi gereken bazı risk faktörlerinden bahsedebiliriz. Örneğin, eşlerden biri alkol ya da madde bağımlısı ise, eğitim-kültür farkı bir sorun yaratıyorsa, eşinizin beğendiğiniz en az bir kaç özelliği yoksa, durmadan aslında ne demek istediğinizi anlatıyorsanız, taraflardan biri koruyucu, hami rolündeyse, kıskançlık sıklıkla dile getiriliyorsa, tartışmalarda aşağılama, küçük görme, jestler mimikler ve bol bol eleştiri varsa bir kez daha durup düşünülebilir.

Bazı çiftler evlilik öncesindeki uzun süreli mutluluklarını evlilik sonrasına taşıyamıyor. Sizce bunun en önemli nedenleri nelerdir?

Psikolog Özge Altan: Çiftler, evlendikten sonra farklı beklentiler içine girebiliyorlar.Burada, geleneksel kadın ve erkek rollerinin etkisi olduğunu düşünebiliriz. Erkek evlendikten sonra babası ailede nasıl davranıyorsa onun gibi davranmaya başlıyabiliyor ya da toplumda gördüğü modelleri örnek olarak alabiliyor. Kadın da aynı şekilde. Birbiri ile örtüşmeyen davranışlar sorunlara yol açabilir. Tabi bir önceki soruda belirttiğim gibi, gözle görülür risk faktörleri “evlenince geçer” diye gözardı ediliyorsa, sorun çıkması muhtemeldir.

Mutlu bir evlilik için çiftler nelere dikkat etmelidir?

Psikolog Özge Altan: Yapılan araştırmalara göre, mutlu çiftlerin çoğu evdeki iş bölümünden memnun olanlar. İş yükü bir tarafın üstüne yıkılmıyor. Ev işleri geleneğe göre değil, çiftlerin isteklerine göre ayarlanıyor. Önemli kararlar birlikte veriliyor. Aralarında çıkabilecek çatışmaları ilişkinin bir parçası olarak görüyorlar. Kızgınlık anında birbirleriyle tartışmıyor, kendilerini biraz yatıştırdıktan sonra bu konuyu dikkatlice ele alıyorlar. Birbirlerini dinliyorlar. Bir problem çıktığında, birbirlerini suçlamak yerine, problemi çözmeye çalışıyorlar ve tartışırken asla eski meseleleri gündeme getirmiyorlar.

Bazı ebeveynler çocukları için evliliklerini sürdürmeye mecbur olduklarını düşünüyor. Sizce bu en doğru çözüm mü?

Psikolog Özge Altan:
Bu ayrılma karararını verirken çiftleri en fazla düşündüren durumdur. Aslında çocukların önünde tartışma yapılıyor, kavga ediliyor küs oturuluyorsa bu çocuklar için daha fazla zarar verici bir durumdur. Evliliklerini sürdürmelerinin tek nedeni çocuklarsa, diğer bütün konularda birbirleri ile anlaşamadıklarını ve ayrılmaları gerektiğini düşünüyorlarsa boşanmayı düşünebilirler. Boşanmaya karar veren çocuklu çiftler çocuğa bunu nasıl anlatabilir?
Psikolog Özge Altan: Boşanmaya karar veren çift, bunun daha iyi olacağını, çocuklarını karşılarına alıp açıklayabilirler. Çocukları en çok kaygılandıran durumlar, kimin yanında kalacağı, birlikte kalmadığı ebeveynini görüp göremeyeceği ve eski ortamının değişip değişmeyeceğidir. Bunları ona net bir şekilde anlatmak, duygularını ifade etmesine izin vermek çok önemlidir. Çocuğun ortamının değişmesi, maddi olarak daha yetersiz bir konuma geçilmesi onu olumsuz şekilde etkileyecektir.

Çocukları boşanma nasıl etkiler ve sonrasında ebeveynler çocuğa nasıl davranmalı?


Psikolog Özge Altan: Şüphesiz, çocuklar anne ve babalarının bir arada olmalarını isterler. Boşanma onları etkiler hatta sadece küçük çocukların bundan etkilendiği düşünülürken çocuklar bundan her yaşta etkilenir. Fakat, anne babanın boşanmaması onların daha fazla problem yaşamasına da sebep olabilir. Anne babanın sürekli kavga ettiği, tartıştığı bir ortam çocukların sağlıklı yetişebilecekleri bir ortam değildir. Bu arada anne baba boşandıktan sonra da kavgalarına tartışmalarına devam edebilir bu da çocuğa en az boşanmadıkları zamanki kadar etki eder.

İlişkilerdeki mutsuzluk kadar hayatından memnun olmadığını, kendisine güveni olmadığını, hata yapma korkusu olduğunu, her şeyi kafasına taktığını ve bir türlü mutlu olamadığını söyleyen çok insan var. Hayattan sürekli keyif almama, amaçsızlık bir psikolojik durum olduğunu gösterir mi? Bu tür kişilere neler öneriyorsunuz?

Psikolog Özge Altan: Tabiki, bu sorunların hepsini birlikte ya da ayrı ayrı yaşayan pek çok insan olabilir. Hepsinin nedenleri ve çözüm yolları farklıdır. Bu sorunları yaşayan insanlar, daha önce yaşadıkları, başardıkları iyi zamanlara odaklanır ve buralarda neler yaptıklarını, zor durumlarla nasıl başa çıktıklarını dikkate alırlarsa bu sorunları daha kolay çözebilirler. Aynı şekilde, eğer kendilerini zor durumda hisseder, hayatlarını normal şekilde sürdüremediklerini düşünürlerse bir profesyonele de başvurabilirler.

Günümüzde biliyorsunuz internet, cep telefonu gibi teknolojiler vasıtasıyla aşk yaşayan, evlenen birçok insan var. Bu tür ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Psikolog Özge Altan:
Bu ilişkiler de gene bireyin kendini diğerinden sakladığı, olumlu özelliklerin ön planda olduğu, gözle görülebilecek, ilişkiyi etkileyebilecek olumsuz özelliklerin ise arka planda tutulduğu hatta gizlendiği bir temele inşa edilmektedir. Kısa vadede, eğlenceli hoş zaman geçirmek için bir uğraşı olabilir ama uzun vadede ve bir ilişki anlamında ciddi sorunlara yol açabilir. İnsanların bu türlü bir ilişkide beklentilerini yüksek tutmamalarında fayda vardır. Karşımızdaki kişinin güvenilirliğinden emin olmamız mümkün değildir.

ailem.com

Paylaş